Değerli Okurlarım,
Şöyle bir etrafa bakıyorum da aslında dünya dediğimiz yer sandığımız kadar karanlık bir yer değil. Hatta tam tersine, dünya başlı başına pozitif bir sahne. Bir düzeni var, bir ritmi var, bir nefesi var. Hiçbir şey acele etmiyor, hiçbir şey rolünü abartmıyor, hiçbir şey görevini reddetmiyor. Güneş vaktinde doğuyor, gece zamanında geliyor. Ağaç çiçeğini kendi mevsiminde açıyor, yaprağını zamanı gelince döküyor. Kuş uçacağı zaman uçuyor, yağmur yağacağı zaman yağıyor.
Hiçbir varlık “Ben bugün görevimi yapmak istemiyorum” demiyor mesela.
“Ben yoruldum, ben sıkıldım, ben bıktım” demiyor. Şikâyet etmiyor. Mızmızlanmıyor.
Zorlamıyor. Hepsinde bir teslimiyet var. Bir uyum, bir pozitiflik hâkim değil mi?
Ama insana gelince işler değişiyor işte sevgili okurlarım,
Dünya pozitif, ama insan negatifleşmiş. Dünya uyum içinde, ama insan kavga içinde.
Dünya sabırlı, insan ise sabırsız. Sonra da dönüp dünyayı suçluyoruz: “Bu dünya yaşanmaz oldu.” “İnsanlık kalmamış.” “Kimse kimseyi görmüyor.”
İyi güzel söylüyoruz da samimi olalım öncelikle, sen en son ne zaman tanımadığın birine selam verdin? En son kimin halini hatırını sordun? En son hangi insana “Günaydın, hayırlı sabahlar” diye gülümsedin?
Bak sevgili kardeşim, selam dediğimiz şey öyle hafife alınacak bir kelime ya da kelime grubundan ibaret değil. Selam; “Benden sana zarar gelmez” demektir. “Gönlüm temizdir bil” demektir. “Bana yaklaşabilirsin, ben iyiyim” demektir.
Eskiler boşuna söz etmemişlerdir, ne demiş atalarımız bunu laf olsun diye mi demişlerdir elbette dememişlerdir: “Selam güvenin anahtarıdır. “Nasıl da iddialı ve net bir söz, nasıl da büyük bir güvence.
Bugün geldiğimiz dünyada insanlar selam vermekten aciz hale gelmiş. Asansörde komşusunu görünce kafasını kaçırıyor. Otobüste yanına oturan insana bir “kolay gelsin” demiyor.
Kapı komşusunun adını bilmeden yıllar geçiyor.
Sonra dönüp şikâyet ediyor:
“İnsanlık bitmiş.”
Bitiren kim sevgili kardeşim?
Dünyayı kim karartıyor?
Şimdi, karanlık olan gerçekten dünya mı, yoksa bizim içimiz mi?
Kıymetli Okurlarım,
Basit bir senaryo çizmek geldi içimden, hep birlikte buraya dikkat kesilmenizi rica ederim.
Mesela, sabah kapıdan çıkıyorsunuz, komşunuz da aynı anda çıktı diyelim. Karşılaştınız.
Eğer yüzüne bile bakmadan geçersen, araya bir soğukluk girer değil mi? Girmez mi? Girer tabi ki.
Ama sadece şunu desen, bak basit bir söz enfes bir hitap:
“Günaydın komşum, hayırlı günler ya da hayırlı işler.”
Bak bu sefer neler olur neler. Ortam yumuşar. İnsanlık ısınır. Aradaki duvarlar yıkılır.
Bir selamla, bir tebessümle değişen dünya işte budur güzel kardeşim.
Çözüm Basit aslında güzel kardeşim:
Dünya zaten pozitif, biz negatifiz. Biz o pozitifliğe uyum sağladığımız anda da her şey değişir. Bu değişimi sağlamak için yapmamız gerekenler tamamen insani özümüze dönmemizdir.
Selam ver. Yoluna, komşuna, çalışanına, tanıdığına, tanımadığına.
Tebessüm et. Gülümsemek insanın yüzüne takılan en güzel nurdur.
Empati yap. Yargılamak kolay; anlamak emek ister.
Dinle. Bazen bir “Nasılsın?” cümlesi, bir insanın ruhunu tamir eder.
Suçu dünyada arama. Dünya kötü değil, insanın içi yorulmuş sadece.
Dünya hâlâ güzel. Gün hâlâ aydınlık. İnsan hâlâ insan olmayı seçebilir, zaman geçmiş değil.
Pozitif bir dünyanın içinde negatif insan olmaya da gerek yok. Bir selam, bir tebessüm, bir iyi niyet. Hepsi birleşince dünya yeniden yaşanır, yeniden huzurlu bir yer olur, merak etme sen.
Ve her şey bir tek insandan başlar, uzaklarda da arama: “Senden”.