İnsan, bir zamanlar en kıymetli duygularını kalbinin en derin yerinde saklardı. Öyle değil mi? Mutluluğunu herkes bilmezdi mesela. Sevgisini, sevgilisini, eşini, ailesini her göz görmezdi. Bir sofranın huzuru, bir evin neşesi, bir annenin duası, bir eşin sadakati; dışarıya gösterilmek için değil, yaşanmak için vardı. Çünkü insan bilirdi ki bazı güzellikler görünür oldukça eksilir, anlatıldıkça sıradanlaşır, çoğaldıkça bereketini kaybeder.
Şimdi ise bambaşka bir çağın içindeyiz.
İnsanlar artık yaşamak için değil, göstermek için yaşıyor. Gidilen yerler paylaşılmadan anlamını yitiriyor, yenilen yemekler fotoğraflanmadan tamamlanmış sayılmıyor, aile içindeki en özel anlar dahi birkaç saniyelik hikâyelere dönüşüyor. Hatta öyle ki; bir zamanlar kapısı kapandığında mahrem kabul edilen hayatlar, bugün milyonların ekranına açık hâle geliyor.
Oysa mahremiyet, insanın ruhunu koruyan görünmez bir kalkandır.
Her şeyin göz önünde olması insana özgürlük değil, yorgunluk getirir. Çünkü sürekli görünür olmak zorunda kalan insan, zamanla kendisi olmaktan çıkar. Beğenilmek için yaşar, alkış almak için konuşur, takdir görmek için mutlu görünmeye çalışır. İç dünyası sessizleşir, kalbi yorulur. Gösterdikçe gösterdikçe daha da daha da tükenir.
Bugün sosyal medyada kusursuz görünen nice hayatın birkaç gün sonra dağıldığına şahit olmuyor muyuz? Oluyoruz. Tatil fotoğraflarıyla mutluluk sergileyen çiftlerin kısa bir süre sonra ayrılık haberlerini görmüyor muyuz? Görüyoruz. Sürekli başarılarını anlatan insanların içten içe aslında büyük boşluklar yaşadığını fark ediyoruz değil mi? Çünkü hayatın bereketi biraz da sessizliktedir. Her nimetin reklamı yapılmaz. Her mutluluk ilan edilmez. Her başarı alkışa sunulmaz.
Bazı şeyler gizli kaldığında büyür.
Bir iyiliği kimse bilmeden yapmak…
Bir duayı sadece Allah’a anlatmak…
Bir sevgiyi gözlerden uzak yaşamak…
Bir başarıyı olgunlaşana kadar içinde taşımak…
İşte bunların hepsinde ayrı bir huzur vardır.

Çünkü nazar sadece bedene değil, bazen insanın enerjisine, huzuruna ve dengesine de değer. Sürekli göz önünde olan hayatlar zamanla doğallığını kaybeder. İnsan kendini koruyamaz hâle gelir. Savunmasız olur. Herkesin fikrine açık yaşamak, ruhunu kalabalığa teslim etmektir, aynı zamanda.
Belki de bu yüzden biraz geri çekilmek gerekiyor, zaman zaman.
Biraz ekranları kısmak… Biraz sessizleşmek…Her anı paylaşma ihtiyacı duymadan yaşayabilmek…
Kendini ispat etmeye çalışmadan mutlu olabilmek…
Çünkü gerçek huzur, herkesin gördüğü yerde değil; insanın kendi içinde kurduğu sakin dünyadadır. Eskiler “Gizli olanda bereket vardır.” derken sadece maddi şeyleri kastetmiyordu. Sevgiyi, huzuru, aileyi, dostluğu, duayı ve mutluluğu da kastediyorlardı. Çünkü bazı güzellikler kalabalığa açıldığında değer kaybeder; ama kalpte saklandığında derinleşir. Belki de insanın yeniden öğrenmesi, zihnine acilen kodlaması, hayatına elzem olarak dahil etmesi gereken en önemli telkin cümlesi “Her şeyi göstermek zorunda değilsin.” cümlesidir.
Bazı mutluluklar sadece sana ait olduğunda güzeldir. Hayatınızın her anını paylaşmak yerine, bazı anları sadece yaşayarak biriktirin. Çünkü hatıraların en değerlisi, herkesin gördüğü değil; insanın kalbinde sakladığı anlardır. Gösterilen mutluluk alkış toplar evet, gizli yaşanan mutluluk da huzur büyütür, unutmayalım.
Sevgi ve Muhabbetle,