Değerli Okurlarım,

Bir zamanlar kazanmak, insanın emeğinin karşılığıydı.

Bir şey için çalışır, ter döker, gayret eder, sonunda elde ettiğiyle gurur duyardı.

Şimdi öyle mi? Öyle değil!

Şimdilerde insanın kazancı kendi başarısıyla değil, başkasının kaybıyla ölçülüyor.

Artık birinin yükselmesi değil, bir başkasının düşmesi gündem oluyor.

Kazananlar sevinmiyor artık, kaybedenler sevindiriyor. Çünkü modern insanın yüreğinde sevinç yerini haset, merhamet yerini tatminsizlik almış durumda. Maalesef durum böyle artık.

Kıymetli Okurlarım,

Bu çağda insanlar kendi başarılarından daha çok, başkalarının başarısızlığıyla tatmin oluyor.

Birinin elindekini görünce, “Benim neden yok?” diye sormakla kalmıyor; “Onda da olmasın!” diye içinden geçiriyor. Ve işte tam burada insan kaybediyor.

Çünkü ruhun gıdası paylaşmaktır. İnsan, vermedikçe körelir.

Birinin elinden tutmak, bir yüreği onarmak, bir tebessüme vesile olmak bunlar insanı insan yapan değerlerdir. Ama biz, başkalarının sıkıntısından zevk alan, düşeni kaldırmak yerine üzerine basan bir kalabalığa dönüştük. Bunu üzülerek yazıyorum. Böyleyiz!

Oysa insanın büyüklüğü rakibini yenmekte değil, kendi karanlığını yenebilmekte saklıdır.

Gerçek kazanma, başkalarının kaybında değil, onların kazanmasına destek olabilmekte gizlidir.

Zira insan bedeni almakla doyar; fakat ruh, ancak vererek huzura kavuşur.

Sevgili Okurlarım,

İnsanlık, başkalarının mutsuzluğu üzerinden mutlu olmayı sürdürdükçe, kendi varlığını inkâr eder.Zamanla bir huzursuzluk, bir boşluk çöker insanın içine. İşte o zaman anlar insan, kazandığı her şeyin aslında kaybettiklerini telafi edemediğini, anlar da geç mi kalır bilinmez.

Bu yüzden, gerçekten kazanmak isteyen önce vermeyi öğrenmeli.

Sevgi vermeyi, şefkat göstermeyi, birini yargılamadan anlamayı öğrenmeli.

Çünkü insan, başkalarının mutluluğuna dokunabildiği kadar insandır.

Kaybederken bile kazanabilmenin sırrı da tam burada gizlidir.

Sevgi ve Muhabbetle...