Değerli Okurlarım,
Hayatta bazen insan o kadar koşar ki, nereye gittiğini unutur.
Sabah gözünü açar açmaz başlar bir telaş: “Şunu halledeyim, buna yetişeyim, bunu da aradan çıkarayım…” Ama işin garip tarafı, gün biter; yapılacaklar listesi biter ama içimizdeki eksiklik bitmez. Çünkü biz aslında hiçbir yere yetişemiyoruz dostum. Biz, kendimize geç kalıyoruz.
Bir ömür, sanki sürekli ileri sarılan bir film gibi geçiyor gözümüzün önünden.
Ve insan farkına ancak “durduğu” zaman varıyor: Ne kadar zamandır durmadığına ne kadar zamandır sadece “yaşadığına” değil de “idare ettiğine.”
Birçok şeyin peşinden koşarken en önemli şeyi kaçırıyoruz: kendimizi.
Sevgili Okurlarım,
Koşarken Hayatı Iskalıyoruz. Bak etrafına; herkes bir şeylerin peşinde.
Kimi para diyor, kimi statü, kimi huzur arıyor. Ama ironik bir şekilde, bu kadar “huzur” ararken huzurumuzu kaybediyoruz. Kendini geliştireyim derken, kendini unutan bir insanlık olduk.
Telefonlar dolu, ajandalar dolu, ama kalpler bomboş. Her şeyimiz var ama “kendimiz” yok.
Bir kahve içiyoruz, ama tadını alamıyoruz. Çünkü aklımız bir sonraki toplantıda.
Bir gün batımına denk geliyoruz, ama göz ucuyla bile bakmıyoruz. Çünkü o sırada “birine yetişmemiz” gerekiyor. Sonra yıllar geçiyor, bir bakıyoruz; hayat, biz fark etmeden geçip gitmiş.
Kıymetli Okurlarım,
Bazen bir durmak gerekir. Durup düşünmek, “Ben gerçekten yaşıyor muyum?” demek gerekir.
İnsan, kendine yabancılaştığında dünyanın tüm güzellikleri bile anlamsız olur. Çünkü en büyük huzur dışarıda değil, içeride. Ama biz o içeriye dönmeyi hep erteliyoruz.
Hep “şu bitsin”, “bu da geçsin”, “şunu da halledeyim” diyoruz. Ama bitmiyor dostum.
Bitmiyor çünkü hayat dediğin, hep bir şeylerin devam ettiği bir yol. Sen durmadıkça, o da durmuyor. Kendine dönmek bir lüks değil, bir ihtiyaç. Çünkü insan, kendiyle barışmadıkça hiçbir şeyin tadı yok. O yüzden bazen sadece otur, derin bir nefes al ve o nefesin sana ait olduğunu fark et. O nefesin içindeki yaşamı, şükrü, huzuru hisset. İşte o an, hayatın gerçekten başladığı andır.
Sevgili Kardeşim,
Ne dünü geri getirebilirsin ne yarını bilebilirsin. O yüzden tek gerçek şey “bugün.”
Bir bardak çay varsa elinde, o çayın buharında biraz huzur ara. Bir dostla gülüyorsan, kahkahanın sesini kısmaya çalışma. Birinin gözlerine bakarken gerçekten orada ol, dalıp gitme. Çünkü bir gün fark edeceksin: Hayat, büyük olayların değil; küçük anların toplamıymış.
Kendine çok yüklenme, her şey yetişmek zorunda değil. Her şey tamamlanmak zorunda da değil.
Bazı şeyler eksik kalabilir, ama sen eksilme. Kaçırma hayatı be kardeşim, yaşa gitsin.
Çünkü bu yolculuğun sonu değil, yolda olmanın kendisi kıymetli olan.
Sade Yaşa, Derin Hisset
Hayat aslında çok karmaşık değil.
Biz karmaşık hale getiriyoruz.
Sade yaşamak, azla yetinmek, küçük şeylerden mutlu olmak…
Bunlar eskiden “yoksulluk göstergesi” sanılırdı ama şimdi tam tersi:
Gerçek zenginlik bu.
Bir bardak çay, içten bir sohbet, samimi bir tebessüm…
Bunlar artık lüks oldu çünkü kimsenin vakti yok.
Ama senin vaktin var dostum, yeter ki farkına var.
Kendi zamanını kimsenin gündemine feda etme.
Senin hayatın, senin ritminde güzel.
Kısacası…
Hayatta çok da şaşırmamak lazım.
Yaşayıp gideceksin işte. Ama “gideceksin” kısmına değil, “yaşayıp” kısmına odaklan.
Çünkü bir gün herkes gidiyor, ama herkes yaşamış olmuyor. Sana ne Ali amcanın kahvesinden;
Sen elindeki çayın tadını çıkar. Bir yudumda huzuru bul, bir gülümsemede şifayı.
Ve hatırla sevgili kardeşim:
Hayat bekleyeni değil, fark edeni ödüllendirir. Yudum yudum yaşa; çünkü her yudum, bir ömür kadar değerli olabilir.
Sevgi ve muhabbetle...