Değerli Okurlarım,
Hayat hızlı akıyor. Öyle bir hızlı ki, durup kendimize “Ne oluyor bize?” diye sormaya bile fırsat bulamıyoruz. Koşturmaca, beklentiler, küçük hesaplar, hayatın bize dayattığı görünme telaşı… Tüm bunların içinde fark etmeden insanlıktan uzaklaşıyoruz. Ama kimse bir sabah kalkıp da “Bugün vicdanımı bir kenara koyuyorum” demiyor. Değişim sessiz ilerliyor.
Adım adım… Fark edilmeden…
Bir bakıyoruz ki üç-beş kişinin alkışı için yılların vefasını çöpe atmışız. Beş-on kişinin beğenisi uğruna merhametimizi, dostluğumuzu, sevgimizi gözümüzü kırpmadan teslim etmişiz.
Peki neden? Değer mi gerçekten?
Bir ekran parlamasına, bir bildirim sesine feda ettiğimiz şeyin adı insanlık…
Kıymetli Okurlarım,
En acı olan şey ise şu: “Kendimizi kandırıyoruz”.
“Sadece bu seferlik.”
“Boş ver, bir şey olmaz.”
Oysa oluyor güzel kardeşim. Hem de çok şey oluyor. Kırdığımız her kalp bize geri dönüyor. İhmal ettiğimiz her dostluk içimizde bir boşluk bırakıyor. Görmezden geldiğimiz her iyilik vicdanımızı biraz daha törpülüyor. Bir zamanlar dostluklar kolay kolay kırılmazdı. İnsan insana sahip çıkardı. Şimdi bir yanlış anlamada yılların dostluğu bitiveriyor. Bir yorum yüzünden insanlar birbirine dargın, bir söz yüzünden düşman, değil mi?
Oysa dostluk anlık öfkenin kurbanı olacak kadar basit mi? Elbette değildir. Dostluk; emektir, hatırdır, yoldaşlıktır. Birinin yokluğunda bile varlığını hissedebilmektir.
Sevgili Okurlarım,
Sevgi bile artık koşullu.
“Beni aradı mı?”
“Hikâyeme baktı mı?”
“Beğeni attı mı?”
Sevginin ölçüsü tamamen ekrana taşındı artık, kalpten değil. Oysa gerçek sevgi samimiyetle büyürdü. Gönül almayla çoğalırdı. Sesle değil, niyetle duyulurdu. Öyle değil mi?
Merhamet ise en çok yara alan yanımız oldu şimdilerde. Kimse görmezken iyi kalabilmek yerine, merhameti bile görünür olmak için kullanır olduk. “Bana dokunmuyorsa sorun yok” diyerek insanlığımızı parça parça verdik. Bu yüzden içimiz hep eksik, bu yüzden huzurumuz hep yarım.
Ve en acı gerçek!
“Kırdığımız kalpler”. Birini kırmak üç saniye, onun iyileşmesi belki üç yıl. Belki hiç!
Sonra da utanmadan huzur arıyoruz. Oysa huzur, kırık kalplerin yasını tutmayanlara uğramaz.
Düşünsenize güzel kardeşim, bir kalbi incitiyorsunuz. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi kahkaha atmaya çalışıyorsunuz. Bu, yangın çıkan bir evde müzik açıp göbek atmaya benzemez mi? İşte, gerçek mutluluk o küllerin arasından çıkmaz asla.
Peki çözüm ne güzel kardeşim?
Sanma ki çok büyük bir dönüşüm gerek. Hayır hayır hayır…
Çözüm küçücük işlerde saklı:
Bir gönlü kırmamak. Kırdıysan onarmak.
Hata yaptıysan kabul etmek. Dostluğu kaybetmemek için gururu bir kenara bırakmak.
Kimse izlemese bile merhametli kalmak. İnsan kalabilmek.
Ve en önemlisi kendine karşı dürüst olmak!
Huzur dışarıda değil sevgili kardeşim değil!
Ne kalabalıklarda ne alkışlarda ne de aradığımız o sahte parıltılarda.
Huzur içeride. Vicdanımızda, merhamette, samimiyette, helalleşmede…
Vurdumduymazlığın panzehiri çok açık:
“Kendine dönmek. Kendini bilmek. Kendini onarmak”.
Sevgili Kardeşim,
Belki de yeniden başlamamız gereken tek yer: “Bir kalbi kırmadan yaşamak”.
Bir insanın gönlüne yük olmadan yürümek. Ve en önemlisi, insan olduğumuzu unutmayacak kadar insan kalmak.
Sevgi ve Muhabbetle..