Değerli Okurlarım,

Bu ülkede kelime bolluğu var, duruş kıtlığı. Herkes konuşuyor, az kişi yaşıyor. İnanç dilden düşmüyor ama vicdan çoğu zaman cebin en dip gözünde unutuluyor. Sosyal medyada ahlak dağıtan parmaklar, gerçek hayatta nedense hep hakka uzanıyor.

Bir tuhaflık var bu işte!

Klavye başında herkes mümin. Herkes adaletli, herkes merhametli, herkes bilirkişi. Ayetler paylaşılıyor, büyük laflar ediliyor, cümleler secdeye varıyor. Ama ekran kapanınca başka bir insan çıkıyor karşımıza. Aynı kişi işçisini eziyor, ortağını dolandırıyor, dostunu satıyor, güçsüzü görmezden geliyor. Sonra dönüp “bizim insanımız bozuldu” diyor. Bozulan sensin, farkında değil misin?

Çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi:
“Abi, klavye Müslümanları çok ortada.” Haklı. Çünkü bu ülkede inanç, yaşamak yerine yazılmaya başlandı. Vicdan, davranıştan çekilip paylaşıma sığındı. İnsanlar artık ahlaklı olmaya değil, ahlaklı görünmeye çalışıyor. Görüntü var, derinlik yok. Gürültü var, maalesef omurga yok. Bu tipleri tanırsınız. Hep her şeyi bilirler. Kimseyi beğenmezler. Herkes eksiktir, bir tek kendileri tamdır. İnsanları bir hatayla siler, bir cümleyle gömerler. Güç ellerindeyken merhameti unutur, hesap sorarken adaleti rafa kaldırırlar.

Ama hayat tersine döndüğünde… İşte orada sahne değişir.

O zaman “birlik” derler.
O zaman “kardeşlik” akıllarına gelir.
O zaman “kimse yok mu?” diye bas bas bağırırlar.

Dün üzerine bastıklarının bugün gölgesine sığınmak isterler. Ama hayat not tutar güzel kardeşim. Kim nerede durduysa, günü gelince tam oradan sınanır. Kim insanı ezerken susmuşsa, ezildiğinde sesi kısılır. Kim merhameti küçümsemişse, muhtaç olduğunda kapılar bir bir yüzüne kapalıdır.

Kıymetli okurlarım,

Şunu hâlâ anlamayanlar var. Gerçek iman, parmak ucunda değil arkadaş; ayak izlerimizdedir.
Gerçek ahlak, cümlede değil; ödediğimiz bedeldedir. Gerçek insanlık, güçlü olduğunda gösterilir. Klavye kahramanları çok konuşur, çok yazar, çok bağırır. Ama sizler de iyi bilirsiniz ki gürültü gelip geçicidir. Sessizlikse, işte o kalıcıdır. Ve sonunda herkes, yaşadığı kadar inanmış sayılır.

Bence soru basit, ama cevabı çok ağır sevgili okurum:
Yazdıkların mı seni anlatıyor, yoksa yaptıkların mı? Bu soruya verdiğin cevap sensin işte!

Sevgili Okurlarım,

İnsan, kelimelerle kendine bir vitrin kurabilir; ama hayat, o vitrinin arkasındaki depoyu mutlaka açar. Parlak cümleler, süslü kavramlar, yüksek perdeden konuşmalar. Hepsi bir yere kadar inanın. Çünkü rüzgâr sert estiğinde, sahte olan ilk devrilen olur. Bugün en çok eksikliğini çektiğimiz şey bilgi değil ki şeytan daha bilgili değil miydi? Bizim yitiğimiz samimiyettir. En çok kirlenen de kavramlar değil, onları ağzına alıp yaşamayanlardır.

Özüyle sözü bir olan insanlar, su gibi akar. Gürültü yapmaz, taşırmaz, ama sadece kendine değil herkese hayat verir. Onlar inançlarını boydan boya afişe etmez; davranışlarına gizler. İnsan ilişkilerinde kırmamaya, ticarette eksiltmemeye, iş hayatında ezmemeye dikkat ederler. Sessizdirler çünkü kendilerini ispat etme ihtiyaçları yoktur. Onların gerçekten Allah inancını temel alan vicdanları, en yüksek sesle konuşan yanlarıdır.

Güzel kardeşim,

Gerçek iman; vallahi de Billahi de paylaşımda değil, paylaşırken vazgeçebilmektedir. Gerçek ahlak; konuşurken değil, susmak işine geldiğinde susabilmektir. Gerçek insanlıksa; güçlü olduğunda merhametli, haklı olduğunda adil kalabilmektir.

Sevgi ve Muhabbetle...